Tam nasıl neşeli bir yeni yıl yazısı yazmalı içim bu kadar kararmışken diye düşünürken içim daha da karardı...
Yalan yok, ülkemizde yaşanan gelişmeler içimi karartıyor.
Teröristin ev-iş-para ve yeni bir yüz ile ödüllendirilmesinin gündemde olduğu; terörle ilgili ulusal ve uluslararası politikalar hakkında akıllardaki şüphelerin her geçen gün arttığı; yüzyıllardır iç içe yaşayan insanlarımızı etnik köken ya da inanç farklılıkları nedeniyle birbirine düşürme gayretlerinin apaçık ve cüretkar biçimde sergilendiği bir ülke haline dönüştük...
Ülkede 8 milyon ailenin (yani yaklaşık 32 milyon kişinin, yani ülke nüfusunun neredeyse yarısının) 750 kilo kömür yardımına muhtaç olacak düzeyde yoksul olduğunun ülkenin Başbakanı tarafından gururla itiraf edildiği; istihdam yaratıcı yatırımlar ve sosyal devlet uygulamaları ile yoksulluğun azaltılması yerine; yoksulları sadakaya bağlayarak yoksulluklarının devamını garantilemenin ülkeyi “uçuracağını” söyleyen Başbakanın alkış aldığı bir ülke haline dönüştük...
Cumhuriyetimizin kurucusu, aklın aydınlık ışığında bir gelecek umudunu ulusumuza kazandıran, tarihin gelmiş geçmiş en ileri görüşlü liderlerinden biri olan Atatürk’ümüzü sevmenin neredeyse bir suç olduğu; onu tarihimizden, insanımızın yüreğinden ve zihninden söküp atma gayretlerinin demokratik olmakla eşdeğer tutulduğu bir ülke haline dönüştük...
Yıllardır unuttuğu kirli havayı yeniden çocuklarının ciğerlerine çektiren; su kaynakları en zengin ülkelerden biri olduğunu zannederken ilk susuz kalacak ülkelerden biri olduğu gerçeği ile aniden yüz yüze gelen; doğal zenginliklerinin birkaç kişinin biraz daha fazla para kazanması için talan edilmesini izleyen bir ülke haline dönüştük...
Giderek dinin siyasete daha fazla bulaştırıldığı, ülkenin her türlü muhalif sesinin birer birer kısıldığı, herkesin din ve dindarlık gösterişi yarışına girdiği, dini inancını dış görünümü, tavırları ve kullandığı sözcükler ile belli etme anlayışının yayıldığı; bundan da kötüsü yavaş yavaş insanların birbirine dini inancının ne ya da ne kadar olduğuna göre muamele etmeye başladığı bir ülke haline de dönüştük...
Ve ben tüm bunları bir kenara koyup, her şeye rağmen umutlu bir yeni yıl yazısını nasıl etsem de yazsam diye düşünürken “dost ve kardeş ülkenin” ufacık da olsa aydınlık umudu olan kadının (Benazir Butto) katledilmesi ile hepten içim karardı...
Pakistan isimli “bağımsız” bir ülkenin muhalif lideri öldürülmüş ama yabancı medyaya göz attığımda konuyla ilgili haber manşetlerinde tamamen ABD’nin başrolde olduğunu görüyorum... “ABD şimdi ne yapacak”, “ABD politikasını nasıl değiştirecek”, “ABD kimi destekledi, bundan sonra kimi desteklemeli” türünden manşetler kanımı donduruyor. Kimse Pakistan hükümeti, Pakistan halkı ya da Pakistan’ın A Partisi, B Partisi şimdi ülkesini nasıl yönlendirecek demiyor. ABD ve herkes, dünyanın bir başka ucundaki bu ülkeyi ABD’nin yönettiğini artık açıkça ve gayet doğallıkla ifade ediyor.
Ve binlerce haber, yorum ve makale arasında zihnime iki şey kazınıyor...
Made in America
Benazir Butto’nun öldürülmesinden birkaç dakika sonra Pakistan’ı arayan ABD Dış İşleri Bakanı Condoleezza Rice Pakistan halkına ve siyasi liderlerine “İTİDAL” çağrısı yaparak “herkesi daha ILIMLI, daha barışçı ve demokratik bir gelecek için çalışmaya” davet ediyor.
ABD’nin dünyanın çeşitli ülkelerini karmaşa, kan ve huzursuzluğa buladıktan sonra; o ülkenin insanlarını itidale (bana nedense! hiç yabancı gelmeyen biçimde) davet etmesindeki utanmazlık gerçekten midemi bulandırıyor.
Bakın Pakistan’a ve istediğiniz herhangi bir ülkeye. Apaçık gerçek şu: Bir ülkede din ve etnik köken siyasete ne kadar fazla karıştırılmışsa, o ülkedeki karmaşa, kan ve gözyaşı da o derece fazla oluyor.
ABD de bunu elbette iyi biliyor... Nitekim adını hatırlamadığım ve üstelik ABD kaynaklı bir haber sitesi şu manşeti atmış: “Butto Suikasti: Amerikan Malı Kargaşa!” (Bhutto Assasination: A Made in America Mess)...
Ne kadar doğru ve tüm bunların bende ülkemle ilgili çağrışımlar yaratıyor olması ne kadar acı...
Öldürülen kadının rüyası, rüyası öldürülen kadınlar
Ve İngiliz Telegraph gazetesinden zihnime kazınan diğer bir cümle:
“Ergenlik yıllarında diplomat babasının görevi nedeniyle Türkiye’de yaşamış olan Benazir Butto bu laik ve Batılılaşmış ülkenin kendi ülkesi için bir model olabileceğine inanıyordu...”
Şu işe bakın...
Dünyanın bir ucunda ülkesi için laik ve Batılılaşmış Türkiye modeli rüyasını gören bir kadın öldürülürken, Türkiye’de birilerinin laik ve Batılılaşmış Türkiye’ye dair aydınlık rüyaları öldürülüyor...
Ve işte ben ne kadar istesem de, neşeli bir yeni yıl yazısı yazamıyorum... Bundan dolayı özür dilemeli miyim sizce?
*****
ÇUVALDIZ
“Diyelim ki, yeni evleniyorum; 25 yaşındayım, kız da 20 yaşında. Karımın türbanlı olmasını tercih ederdim. Evlendiğimizde, saçının telini yalnız benim göreceğim bir eşim olsun isterdim. Bana özel olması açısından! Akşam evine geliyorsun, karının saçını yalnız sen görüyorsun. Elli yaşındaki karımın kapanmasından söz etmiyorum.”
Osman Yağmurdereli-"Göbeğini Kaşıyan Adam"-"Yok Artık Osman!"
Söyleyin o zaman Sayın “Yok Artık Osman” Bey:
O 20 yaşındaki kız da bıyığının telini yalnız kendisinin göreceği bir eşinin olmasını tercih etme hakkına sahip mi? Düşünsenize “akşam evine geliyor” ve kocasının bıyığının telini yalnız o görüyor. Sadece ona özel bıyık teli, amman ne romantik! Belki Cumhurbaşkanı'nın eşine resepsiyon türbanını tasarlayan Dilek Hanif sizin için de bir bıyık türbanı tasarlar, ne dersiniz?